
Hasan Hakkı Erdoğan
Hasan Hakkı Erdoğan: Direnişin ve Onurun Adı
Hasan Hakkı Erdoğan, 1960 yılında Elazığ-Karakoçan’ın Pamuklu köyünde dünyaya geldi. Henüz 16 yaşındayken, İbrahim Kaypakkaya çizgisindeki devrimci harekette yerini aldı. Sahip olduğu kişilik değerleri, yaşama sevinci, şairane duyarlılığı ve entelektüel gelişimindeki istikrarlı derinlik, onu yaşının ilerisindeki bir olgunluğa taşıyor ve seçkin bir kişilik olarak öne çıkarıyordu. Örgütlü devrimci mücadeledeki istikrarlı ve tutkulu yürüyüşü ise onu zamanla yalnızca bir militan değil, gerçek anlamda bir “dava insanı” mertebesine taşıdı.
Siyasi faaliyetleri nedeniyle defalarca gözaltına alındı, hapis yattı. Ancak her seferinde daha büyük bir kararlılıkla mücadelesine kaldığı yerden devam etti. Türkiye’nin birçok bölgesinde siyasi ve örgütsel sorumluluklar üstlendi. 12 Eylül askeri cuntasının yarattığı yoğun baskı ve terör koşullarında ciddi kayıplar yaşayan hareketinin çağrısıyla İstanbul’a gelerek bölge yönetiminde görev aldı.
Devrimci etkinlik alanını yalnızca siyasi mücadeleyle sınırlamayan H. Hakkı Erdoğan, benliğini şiirle, edebiyatla, halk deyişleriyle besleyerek çok daha derinlikli bir zemine taşıdı. Onu “nevi şahsına münhasır bir komünist, bir güven abidesi” olarak tanımlamak abartı değil, hakikatin kendisidir.
Dönemin devrimci hareketlerinin toplamında yaşanan ağır örgütsel kayıplar, siyasal ve ideolojik sorunlar onun daima özel ilgi alanı oldu. Bir yandan ağır örgütsel sorumluluklar üstlenirken, öte yandan bu sorunların çözümüne dair kapsamlı düşünceler ve öneriler geliştirdi. Kaleme aldığı yazılar ve hazırladığı raporlarla, genç yaşına rağmen yüksek bir zihinsel performans, özgüven, yaratıcı düşünce, pratik cesaret ve olağanüstü bir özveri ortaya koydu. Dokunduğu herkesin hafızasında silinmez izler bıraktı.
18 Eylül 1984 tarihinde, İstanbul’daki bir örgütsel buluşma sırasında siyasi polis tarafından gözaltına alındı. O anda bile, sorguda çözülmüş arkadaşına moral vermeye, onu yeniden direniş çizgisine çekmeye çalışması; militan devrimci değerleri ve örgütlü mücadele normlarını hangi ölçüde özümsediğini açıkça ortaya koyuyordu.
Polis sorgusu boyunca işkencecilere asla boyun eğmeyen H. Hakkı, o ağır şartlarda onurunu titizlikle koruyup büyük özgürlük davamızı sonuna kadar savunmuştur. 30 Eylül 1984 tarihinde, henüz 24 yaşında iken, Gayrettepe'deki sorgu merkezinde katledilişi ile ilgili olarak, 12 Eylül işkencecileriyle beraber çalışmayı insanlıklarına sığdıran koca koca profesörler sahte ölüm raporları düzenlemişlerdir. Yoldaşlarının bütün ısrarlarına karşın, dönemin savcıları, bu cinayetle ilgili olarak işkenceci polisler ve amirleri ve suç ortakları hakkında soruşturma açmamak için bin dereden su getirmeyi marifet bilmiştir. Bu gün bize 'demokrasi kahramanı' olarak sunulan Turgut Özal başkanlığındaki hükümet ve bakanları, onca çabaya rağmen, kılını bile kıpırdatmamış, sıkıyönetim paşaları hiçbir şeyden haberleri yokmuş gibi davranmayı 'erdem' saymıştır. Her şeye rağmen, yoldaşları, ailesi ve sınırlı sayıdaki dirayetli avukat arkadaşın ısrarlı çabası sonucu, maşa durumundaki katil polisler hakkında bir dava açılabilmiştir.
Devletin, koca profesörlerin, hükümetin ve savcıların inadına rağmen, Hasan Hakkı Erdoğan cinayeti ile ilgili olarak bütün gerçekler tek tek açığa çıkarılmıştır. Onun gözaltına alınışı, katledilişi ile ilgili olarak onlarca insanın doğrudan tanıklığına başvurulmuş, yüzlerce belge dava dosyasında yer almıştır. Bu açıdan bakıldığında rahatlıkla söylenebilir ki H. Hakkı cinayeti, devletin işkence sistematiğinin çok yönlü deşifrasyonu ve teşhiri bakımından da çok özel bir yere sahiptir. Buna rağmen Mehmet Ağar, Mehmet Yetiş gibi işkenceci şefler yargılama sürecinden alelacele bir kararla muaf tutulmuştur. Geriye kalan altı kişilik işkenceci polis grubu ise neredeyse on yıl süren bu cinayet davasının sanığı olarak sözümona yargılanmış, hatta yerel mahkeme önünde mahkum edilip “ceza” bile almıştır. Ama nasıl bir ceza almaksa bu, hepsi 'görev'lerini icraaya devam etmiş ve on yıllık yargılama sonucunda yargıtay eliyle onlar da bir şekilde "aklanmış"lardır.
Sistemin her düzeydeki sahipleri bu açık cinayet karşısında bırakın asgari düzeyde de olsa adalet sağlamayı, kendi ‘hukuk’larına dahi saygı gösterme erdemini gösterememiştir. Yüzlerce devrimcinin kanına girmiş olan pek çok katıl örneğinde olduğu gibi, Hasan Hakkı Erdoğan’ın katilleri de —her ne kadar toplumun vicdanında çoktan mahkûm edilmiş, karanlıklarında gizlenerek varlık sürdürseler de— hâlâ gerçek anlamda hesap vermemişlerdir.
Hasan Hakkı Erdoğan’ın şahsında billurlaşan direniş ruhu; zulme boyun eğmeyen, genç ömürlerini özgürlüğe, devrime ve sosyalizme adayanlarımızın tertemiz anıları, birer meşaleye dönüşerek bizlere hâlâ yol göstermeyi sürdürüyor.

















