top of page
Barbara_Kistler_photo.jpg

Barbara Anna Kistler

Barbara Anna Kistler, 1955’te bir işçi ailesinde dünyaya gelir. Çocukluğunun ve gençliğinin biçimlenmesinde Zürih’i sarıp sarmalayan çelişkiler birinci derecede rol oynar. Gerek aile şartları gerekse okul ortamının tekdüze baskıcı iklimi Barba’nın düzenli bir eğitim alma olanağını ortadan kaldırır. Başladığı eğitimi sonuna kadar sürdürmez. Aileye yük olduğu psikozundan kurtulmak için okuldan ayrılıp işe girer. Orta sınıf ve yoksul semtlerde temizlik, çocuk bakıcılığı, servis, büro ve benzeri işlerde çalışır. Çocuk ve emek dünyasını, şehir işsizlerini, evler arasındaki farkı yakından gözlemler. Otonom Gençlik Merkezi ile ilişkiye girer. Bu onu politik olarak canlandırır. Bu merkezin kapatılmasından sonra kurulan Otonom Cumhuriyet Sığınakçıları (Autonomen Republik Butiker) ile ilişkiye girer. Bu durum onu politik mücadele içine iyice çeker. RAF’ın 1972’de Heidelberg’deki Amerikan Merkez Üssü’ne karşı gerçekleştirdiği eylem ise onun iç dünyasında bir İsrafil Sur’u etkisi yaratır. O günden sonra RAF’ın ve giderek Kızıl Tugaylar’ın (Brigade Roses) politik görüşlerini okur. Vietnam savaşı, Latin Amerika ve Afrika kurtuluş savaşlarına olan ilgisi daha bir artar, dünyanın ancak silahlı mücadele ile değiştirilebileceği görüşüne varır bu ilgi. 1975-80 arasında, İsviçre’deki küçük devrimci gurupların hemen hepsinin dünya görüşlerini, çalışma tarzlarını bilir, yakın ilişki işinde olduğu KGI (Komite Gegen Isalation- İzalasyona Karşı Komite) ve Marlen grubu dahil hiçbirinin dinamik örgütler olma yolunda adım atmadığını ve umut vermediğini düşünür. 1980’lerde Barbara karşımıza, çeşitli uluslardan bir çok devrimci mülteci grupla ilişkiye girmiş, gazeteci olarak Peru’ya gitmiş, Sandinistalarla sıkı dayanışma içine girmiş, ana dili Almanca’nın dışında üç dil öğrenmiş, Mercedes-Benz’in İsviçre temsilciliğine bir sis bombası atıp yakalanmış ve 14 gün sorgulandıktan sonra salıverilmiş, sıkı polis takibatı altında yaşayan bir devrimci olarak çıkar. 12 Eylül’den sonra İsviçre, Türkiyeli devrimci hareketlerinden gelen mültecilerin sığınağı haline gelir. Barbara bu durumu yakından gözlemler. Az konuşan çok iyi gözlemleyen birisidir zaten. Şu görüşü de gözleme nasıl değer verdiğini gösterir: “İyi gözlemci çevresini iyi kontrol ettiğinden dış dünya ile ilişkilerinde daha az hata yapar. Ayrıca yaşamımız bunu gerektiriyor, biz dünyayı değiştirmek için yola çıkan insanlarız. Bunu yaşamımızın her alanında pratiğe geçirmeliyiz. İyi gözlem, sağlam bilgi sahibi olmayı ve onu doğru değerlendirmeyi beraberinde getirir.” Barbara, yürüyüşler, toplantılar ve çeşitli uluslardan devrimci gruplar arasındaki eylem birliği görüşmeleri sürecinde Türkiyeli komünistlerle 1986’da tanışır ve 1989’da İbrahim’in yazılarını okur, duygularını şöyle ifade eder: “İbrahim Kaypakkaya’nın yazılarını okuduğumda çok etkilendim. Bu genç komünist önderin kısa yaşam sürecinde neler yaratabildiğine büyük bir hayranlık ve saygı ile baktım.” Barbara’nın bu noktadan sonraki yaşamı, Türkiyeli ve Kürdistanlı komünistlerle birlikte geçer. Ne var ki devrimciliğini herhangi bir ülkeye ait bir kimlik olarak görmemektedir. Şöyle der: “Devrimin ve devrimcilerin vatanı yoktur, istediği her yerde mücadeleye devam ederler. Ben enternasyonal bir devrimciyim dünya ezilen halklarının kardeşliğini ve birliğini savunurum.” İrili ufaklı bir yığın görevi üstlenir. 19 Mayıs 1991’de İstanbul’da tutuklanır. İki hafta sorgulamada kalır, baskılara, dayaklara rağmen ifade vermez. Sağmalcılar cezaevine alınır. Bir müddet sonra, “anti-terör yasası kaldırılsın, Eskişehir ölüm hücreleri kapatılsın,”talebiyle başlatılan süresiz açlık grevine katılır. Annesi, biri İsviçreli, diğeri Türkiyeli iki avukatla birlikte ziyaretine gelir. Annesine, İsviçre’deki kampanyada kendisinin değil, Türkiye’de ağır işkence gören tutuklular ile anti-terör yasasının öne çıkarılmasını söyler. Mahkemeye çıkarıldığında, uluslararası işçi sınıfı mahkemesinin tek meşru mahkeme olduğunu söyler ve savunmasında: “…emperyalizme, faşizme ve tüm dünya gericiliğine karşı mücadelede halkların devrim davasına yardımcı olabildiysem bundan ancak gurur duyarım,” der. Bir müddet sonra tahliye olur. Dağdaki gerillalara katılma kararındadır. Tahliye olurken koğuş arkadaşlarına hepinizi dağa bekliyorum der. Ailesi ve arkadaşlarıyla görüşmek için önce Zürih‘e gider. Mahkemesi devam etmektedir. İstanbul’a döner. 8 Mart günü Kartal Düğün Salonu’nu dolduran kadınlara yönelik bir konuşma yapar,: “ biz kadınlar, sınıfsal ve ulusal baskıların dışında, özel baskıyı cinsel olarak yaşıyoruz. Kapitalist toplum kadınlara iktisadi bağımsızlık hazırlamıştır, ama ne insan olarak, ne kadın olarak, ne de eş olarak kendi kişiliğini tamamıyla yaşayabilme olanağına sahip değildir,” der. Bu konuşmadan bir müddet sonra Dersim’e gider. Kinem takma adıyla bir gerilla birliğine savaşçı olarak katılır. Dağlık arazide, gece yürüyüşlerinde, köylerde, kamp ateşi çevresinde biçimlenen yeni yaşama kolayca uyum sağlar. Gerillalarla samimi, canlı ilişkiler kurar. Eğitim toplantılarında, tartışmalarda genellikle dinlemeyi tercih eder. Gerilla birliği kışı geçirmek için Pülümür bölgesinde, Yel Dağı’na yakın bir yerde kırk kişilik bir yeraltı sığınağı inşa eder. Barbara, yoğun kar ve tipi şartlarında gerillaların bu yeraltı koğuş yaşamına da şaşırtıcı bir uyum sağlar. Sığınağa nereden geldiği belli olmayan kediye özel bir ilgi gösterir. Kedi tek başına kışı göğüsleyerek insan sıcaklığına sığınmıştır. Gerillaların bir dağ keçisini ve yavrusunu avlama girişimini görünce, diğer kadın gerillalarla birlikte eleştirel bir karşı duruş sergiler. Bir müddet sonra sığınak yerinin tesbit edildiğinin anlaşılması üzerine birlik sığınağı terketmek zorunda kalır. Bu terkediş çetin kış şartlarında bir kobra helikopterinin zaman zaman izlediği çok zorlu ve ölümcül bir yürüyüşe yol açar. Çevre köyler askeri kontrol altında olduğu için, birliğin halkla ilişkisi kesilir ve yürüyüş uzar ve geride donup kalanlar olur. Sonunda bir köye varırlar. Köy kontrol altına alınır. Donmuş kararmış ayak parmakların kesilmesi başlar. Barbara zatürre olur. Doktor yardımı olmadığı için kurtarılamaz, kan zehirlenmesinden ölür ve köy mezarlığına gömülür. Barbara ile birlikte gerilla birliğinden Zeki Peker, Erkan Fener, Ali Demirdağ, Ali Ekber Batasul ve Ali İhsan Yalçın da yaşamlarını yitirirler. Köylüler, eşsiz bir dayanışma örneği göstererek sağlam kalan gerillalarla birlikte, ayak parmakları kesilmiş gerillaların bakımını ve gerekli yerlere taşınmalarını sağlamaya çalışırlar. Barbara’nın anası, kızının cesetini mezardan çıkarıp Zürih’e götürür. Onun sözüyle noktalayalım yazıyı: “Şu an Barbara bana o kadar yakın ve hatta onu şöyle derken duyar gibiyim: Benim ölümümden bahsetme ama Türkiye’deki binlerce ölü veren Kürdistan’daki mücadeleden bahset. Tüm dünyadaki devrimci mücadelerden bahset.”

Muzaffer Oruçoğlu Mart-2025

@ 2025 Komunal Izlek - Dijital Bilgi ve Kütüphanesi

bottom of page