top of page

BİR DEĞERİN ARDINDAN

 


Ali Taşyapan

1965-66 ders yılında Kayseri Mimar Sinan ilköğretmen okulu beşinci sınıf öğrencisiydim. Edebiyat öğretmenim İbrahim Bey’den etkilendim, o ders yılının başlarında sol düşünceyi benimsedim. Ertesi yıl yüksek öğretmen okulundan ayrıldım. Payıma İstanbul düştü. Eylül başında Çapa‘ya vasıl oldum. Hoş heyecanlarla dopdolu geçen bu yolculuğun beni İbrahim Kaypakkaya isimli değerle buluşturacağını bilemezdim. Tanıştığım ilk Çapa’lı oldu İbrahim. Devrimci dostluğumuzun nüvesi bu tanışmayla oluştu. Ardısıra süren nice paylaşımlarla nüve kök saldı, ışkın verdi, dala serpildi, gürbüzleşti, ulu bir çınar oluverdi. Bizlerden koparılışı otuzuncu yıla evrilmek üzere. İnsan ömrünün ölçeğine vurulursa kocaman bir dilim. Dostluğumuzun sembolü ulu çınar nezdimde kocamadı, Son buluştuğumuz anın dirildiğiyle duruyor.

 

Çapa‘da epey devrimci öğrenci vardı, hepsi hoş insanlardı. Ama bu güzel insanlardan biri vardı ki, farklıydı. Hem de çok farklıydı. Kütüğe kayıtlı adı İbrahim Kaypakkaya idi. Her şeyden önce zeki bir öğrenciydi. Dimağı ışıltılı, kavrayışı sistematikti. Uzay boyutlu modern matematiğin uçsuz bucaksız soyutunda zekası gezinir, bilimsel kurgunun gizemli aleminde çözüm halkasını yakalardı. Kısacası, fen bilimlerinin sistematiğiyle yoğrulu bir mantık silsilesine sahipti İbrahim. Farklı Çapa’lı yazma ve konuşmada da yetenekliydi. Dilinden ve kaleminden damlayan sözler, anlamlı içerikli edebi biçimin evlilik tornasından çıkmışcasına sürükleyici ifadeler oluştururdu. Devrimci siyasallığı geliştirme çabasında bu yetenek O’nu öne geçirdi, Çapa devrimci etkinliğinin tartışmasız önderi yaptı.

 

Hayatın her alanında faal bir bireydi İbrahim. İnisiyatifliydi, canlıydı, istekliydi, azimliydi, özgüvenliydi, duyarlıydı, meraklıydı, çalışkandı, tavır sergileyiciydi, kapsam kavrayıcıydı, öz yakalayıcıydı vs. Becerisini besleyen temel kaynak, sistematik dokuyla örülü dimağıydı. Ama bu ışıltılı dimağ gökten zembille inmedi. Gensel doku bir miktar rol oynadı diyelim. Ya gerisi?.. İşte burada İbrahim’in çalışkanlığı, merakçılığı, öğrenme tutkucululuğu, sorgulayıcılığı, irdeleyiciliği, özümleyiciliği karşımıza çıkar. “Armut piş ağzıma düş” kolaycılığı O’nun çok çok uzağındaydı. Ayrıca ezberciliğe asla itibar etmez, özümleyici dokulu sistemsel öğrenmeye yoğun emek harcardı. Okul hayatında insan düşüncesinin en gelişmiş şekli diye tanımlanan bilim kollarıyla, insan ruhunun en değerli gıdası sanat ve edebiyatla, politik döneminde ise Marksist öğretiyle alışverişe girerek saygın düzeye geldi.

 

    Burada İbrahim Kaypakaya’nın kavrama yöntemi üzerinde durmak istiyorum. Üç sözcükle tanımlamak olası: sorgulamak, irdelemek, özümlemek. Bir başka ifadeyle eleştiri süzgecinden geçirmek, derinliğinde gezinmek, sistematik doku yapısallığıyla dimağın algı antenlerine yedirmek. Böylesine bir kavrayış bir kereyle yetinmez, yeni bilgi ve sezgilerle konuyu tekrar tekrar masaya yatırır, genişlemiş ufukla sorgulama, irdeleme ve özümlemenin arıtımında öğrenme çabasını kesintisiz sürdürür. İşte Kaypakkaya’nın öğrenme stili. Kendim buna defalarca tanık oldum. Çapa‘nın öbür solcularına kıyasla hızlı öğreniyor, birikim depoluyordu. Lakin yetinmiyor, herkesten daha gayretli yeni çabalara giriyor, bilgilenme uğraşısını sürekli kılıyordu. Böylesine bir algılayışı başarmak her insanın harcı değil. Ama örgüt teorisyenliğine soyunanlar bunu başaramazsa habire hazır sermayeden yer, zamanla eldekini tüketir, günün birinde iflas bayrağını diker. Ekonomi gibi bilgi de yeniden üretimi gereksinir.

 

Eldekinin tekrarıyla iş bir süre gider. Lakin takviye şart, aksi halde tıkanma başlar. Bir politik proje ne kadar yetkin olursa olsun, ilk şekliyle uzun süre gidemez, bazı taşlarının oynaması, onarım görmesi, yenilenmesi kaçınılmazdır. Çünkü yürüyüşüne mola vermeyen değişim yeni gereksinimler ve sorunlar gündeme getiriyor. Kategoriksel ve sektörel ihyanın temel koşulu yeniden üretimdir, aksi halde gelişme durur, hayat tarumar olur.

 

   İdeolojik çizgi benimseme ve sürdürme tutumunda edilgen alıcı değildi İbrahim. Devrimci pratiği gözden geçirildiği zaman bu özelliği görülüyor. Çapa döneminin başlarında hepimiz Türkiye İşçi Partisi taraftarıydık. Sol öğretiyi özümleyiş düzeyimiz geriydi, daha işin başındaydık. TİP’in mitinglerinde duyduklarımız, iki-üç solcu yazarın makalelerinden okuduklarımız, sağdan soldan kulak içi ettiklerimiz teorik bilgimizin toplamını oluşturuyordu. TİP’e güveniyorduk, gidişattan memnunduk. Tam bu hoşnut ortamda İbrahim’in memnuniyetsizliği uç verdi. Sorgulamasız, irdelemesiz çizgi benimseyişimizden, edilgen nitelikli düz taraftarlığımızdan hoşnutsuzdu. O’nun bu çıkışı dengelerimi sarstı, “galiba TİP’e güvenmiyor” kuşkusuna kapıldım. Kuşkumu dillendirdim. “TİP öncümüzdür, bu açık ama o da hata yapabilir. Hataları aşması, gelişmesi bilinçli taraftarları sayesinde mümkün olur. Bilgili taraftarlar olalım, bunun için okuyup kendimizi geliştirelim” dedi İbrahim. Bu çıkıştan sonra da adım adım sol klasiklere yöneldi.

 

      Zaten İbrahim’in düşünce hamurunda sorgulama, irdeleme, özümleme bileşenlerinin mayası vardı. Başta sol klasikleri, yanı sıra başka kitapları okumaya yöneldikçe maya tuttu. Bu atılım sürecinden sıradan taraftarlıktan sorgulayan taraftarlığa sıçrama yaptı. Yükselen sol içi tartışmanın da etkisi ile TİP’in çizgisini yoğun bir kritikle sorguladı, yanı sıra karşı seçeneğin tezlerini sorgulayıp irdeledi, sonuçta TİP’ten koptu, yeni bir özümlemeyle milli demokratik devrim tezini benimsedi.

 

      Aslında MDD tezinin bir bileşeni darbecilikti. TİP’in barışçıl savaşın çizgisini mahkum edip devrimci şiddete vurgu yaptığı için gençliğe cazip geldi bu çizgi. Neşeden herkesin ağzı kulağındaydı, devrimin sülüeti ufukta belirmişti. Doğaldır ki, sabırsızlardan biri de İbrahim Kaypakkaya idi. Fakat bu coşkusu, durmadan vurgu yaptığım güzel özelliğini, sorgulama, irdeleme, özümleme tavrını küllendirmedi, taraftarlığını etken özne fonksiyonuyla taçlandırma çabası yoğunlaşarak sürdü.

 

      İbrahim atılgan bir yapıya sahipti, bu özelliği kıstas alındığında MDD ayrışmasında doğal olarak Dev-Genç kesiminde kalması gerekiyordu. Ama öyle olmadı, savaşım çizgisinde sertliğin az olduğu Aydınlık hareketini tercih etti. Bunun nedeni olmalı. Kanımca şu: Komünist önderlerden Lenin, Stalin ve Mao’nun eserlerini okudu, Sovyet ve Çin devrimlerinin deneyimleri hakkında bilgi sahibi oldu, kitlelerin gücüne yaslanan devrimci ayaklanmayla düzen ordusunun bir kesimince yapılan askeri darbe arasındaki niteliksel farklılığın ayrımına vardı, Mihri Belli’nin cuntacılığına eleştiri yönelten Aydınlık grubunu kendine yakın gördü, tercihini ona yaptı.

 

     Marksist yönelimli solun kesimi, devrim rotası tersine, Sovyet devriminin yürüyüş hattını temel esin kaynağı alıyordu. Fakat sıra Asya ve Latin Amerika devrimlerine gelindiğinde esinleniş ayrışmaya uğruyor, kimi Çin devrimine, kimi Küba devrimine yöneliyordu. Düşün alanının faal devrimci bireylerinden biri olan İbrahim Kaypakkaya rotasal esinlenişte Çin’e yöneldi. Birkaç neden sayılabilir, benim açımdan dört tanesi önemli. Bir, Çin devriminin kitle tabanı güçlüdür, darbeci tezin etkisinden kopan İbrahim için bu özellik çekicidir. İki temel güç yönüyle Çin Devrimi köylü rengini taşıyor, kırsallı olan İbrahim için bir görünüm cezbedicidir. Üç, Türkiye devriminin iki aşamalı olduğunu, ilk aşamasının milli demokratik devrimden geçeceğini savunuyor, bu modelin en belirgin temsilcisi Çin’e ilgisi artıyor. Dört, sürmekte olan Vietnam Kurtuluş Savaşı dönem için en güçlü devrimci sestir, temel özellikleriyle Çin devriminin rengini taşıyor, üstelik Çin’in yanı başındadır, İbrahim’i Çin devrimine yönelten çekici bir güçtür.

 

     İbrahim’in en yoğun sorgulaması Aydınlık çizgisine oldu, parti programını teorik temelde oluşturacak boyuta vardı. Kuruluşuna önderlik ettiği Türkiye Komünist Partisi (Marksist-Leninist)’in programatik tezleri bu sorgulama ve irdeleme sonucunda oluştu. Aynı zamanda bu tezler, O’nun marksist öğretiyi özümleşinin son hasadıydı. Yaşamdan koparılmasaydı, kim bilir daha ne kadar sürecektir verimkarlığı…

 

Vurgulanması gereken bir başka husus, başarılı teorik gelişmesine yoğun pratik çabasının eşlik etmesidir. Oldukça önemli bir olgu bu. Zira düşün düzleminde sorgulanan, irdelenen, özümlenen, devrimsel konuların aynı zamanda hayatın denek taşında sınanması, dolayısıyla daha oturmuş bir sistematiğe bürünmesiydi.

 

   Çapa’daki pratik etkinliklerin hep ilk ateşleyeni oldu İbrahim. Henüz Çapa Fikir kulübünün kurulmadığı günlerdi. TİP İzmir mitinginde gericiler Çetin Altan‘a sataşmışlardı. Olayı bildiriyle protesto etme önerisini getirdi İbrahim, onayladık. Akıcı bir üslupla bildiriyi kaleme aldı, solcu Çapalılara imzalattı, TÖS’ün teksir makinasında çoğalttı, okulda dağıttık, başına verdik. Okulda ilk somut politik etkinliğimiz oldu, bu toplu tavır. Fikir O’ndan geldi, hamaliyenin çoğunu O yaptı.

 

     Bir yıl geriye evrildi. Fikir Kulüpleri Federasyonu İstanbul Sekreterliği’yle ilk bağlantıyı İbrahim kurdu, karşılıklı söyleşiyle Çapa Fikir Kulübünü kurma düşüncesi doğdu. Okulda bu düşünceyi bizlere benimsetti. Kendisi zaten hazırdı. Dayatma yapmayarak, muhtemel riskleri anlatarak, tamamen demokratik davranarak dokuz arkadaşı kurucu üyeliğe razı etti. Fikir Kulüpleri Federasyonu‘ndan edindiği örnek taslakla tüzüğü hazırladı, evrakları valiliğe ve emniyete verdi. Daha sonra kuruluş bildirisini yazdı, çoğaltıp dağıtmanın hem örgütleyeni hem de en çok koşturanı oldu.

 

   68’deki üniversite işgallerinde Çapalı devrimcilerin sevk ve idarecisi oldu. Gece nöbetleri için çizelge hazırlayıp üniversiteye eleman gönderdi, gündüz etkinlikleri için kitle sevkiyatı yaptı, sıradan bir nefer gibi her etkinliğin içinde yer aldı. Ayrıca, İstanbul’daki devrimci mitinglere Çapa’dan güç katma hazırlıklarının örgütleyicisi oldu. Altıncı Filo’yu protesto mitingleri, en kalabalığı kanlı pazar bunlar arasındaydı.

 

     Çapa‘da gericilerle olan kavga ve sürtüşmelerde İbrahim hem örgütleyendi, hem de önlerde çarpışan korkusuz militanlardandı. Okul önündeki zincirli bıçaklı kavgada tek başına birkaç gericiyle dövüştü, onların boy hedefi olduğu için en çok sıyrık, kırık, çürük darbesi alan solcu oldu. Olaylar nedeniyle okul dışında kaldığımız günlerde toparlanmamıza önayak olan en etkili Çapalı oldu.

 

   Trakya’da Değirmen köylülerinin toprak işgali gündeme geldi. FKF İstanbul Sekreteri Cihan Alptekin ve İbrahim Kaypakkaya takviye güç örgütleyip köylülerin yardımına koştular, çiftlik beyini ve arkasındaki devlet güçlerini teşhir edici konuşmalar yaptılar, köylüleri sınıf bilinciyle aydınlattılar.

 

   İstanbul’daki işçi grevlerinin epeysiyle İbrahim ilgilendi. Propaganda, ajitasyon, bildiri, afiş türü araçlarla işçilere sınıf bilinci verme çabasına girdi, devrimci kesimden işçilere akan desteğin örgütleyicileri içinde yer aldı. Dönemin en görkemli işçi eylemi 15 16 Haziran’a katıldı, işçilerle omuz omuza barikatlar aştı, birlikte sloganlar haykırdı.

 

   Daha sonraları gazete, dergi muhabirliği, yazı kurulu üyeliği, işçi bürosu sorumluluğu görevleriyle daha kapsamlı pratiklerin içine girdi. 12 Mart’ın öncesinde illegal örgütlülüğün önemli kademesinde görev aldı, cunta koşullarında Kürdistan faaliyetinin sorumlusu olduğu. TKP (M-L) döneminde ise tüm bölge faaliyetlerinin örgütleyicisi ve eşgüdüm sağlayıcısı oldu. Algı dünyasındaki teorik formasyonları bu pratiklerin örsünde dövdü, sık sık dillendirdiğim sorgulama, irdeleme, özümleme işlemini yaşamın denek taşıyla da yinelemiş oldu.

 

    İbrahim Kaypakkaya’nın kaleme aldığı yazılar hakkında kısa bir değerlendirme yapmadan geçemeyeceğim. Benim açımdan oldukça önem arz edenleri şöyle sıralayabilirim:  1) İşçi-Köylü Hareketleri ve Proleter Devrimci Politika. Yazılı kaynakların taranmasından derlenmiş, araştırma ve değerlendirme kapsamlı bir çalışmadır. 2) Çorum ilinde sınıfların tahlili. Yöre gezilmek suretiyle, değişik katmanlara mensup yöre insanından, kısmen de yörenin bir kısım istatistiki kaynaklarından derlenmiş, araştırma kapsamlı bir metindir. 3) Kürecik Bölge Raporu. Soruşturma yoluyla yöre insandan toplanmış bilgiye dayalı bir araştırma metnidir. Yazının nazarımdaki ikinci önemi, Kaypakkaya’nın bu çalışmasına tanıklık etmemdir. 4) Kemalizm. TC’nin ideolojik kispeti Kemalizmin tahlil ve eleştirisine dayalı bir değerlendirme yazısıdır. 5) Milli Mesele. Kürt sorununu işleyen bir çalışmadır.

 

    Bir de, devrimin yaslancağı güçlerin potansiyelini mercek altına aldı. İkide ve üçte, küçük ölçekli iki yörenin köy, nahiye ve ilçe birimlerinde sosyo-ekonomik araştırma yapıp iktisadi ve sosyal örgününün fotoğrafını verdi. Dörtte ve beşte ise, yasak alana girip iki ideolojik tılsımı bozdu. Biri Kemalizm putu, diğeri Kürt sorunu korkuluğu. Yasak delici bu çıkışıyla Türkiye devrimci hareketine ve Kürt ulusal hareketine ideolojik nefes borusu açtı, sonraki sürece olumlu etki bıraktı.

 

   Sıraladığım beş metinde İbrahim, kendi coğrafyasında gerçeği arayış içindedir. Soruyor, okuyor, araştırıyor, bilgi depoluyor, yorumluyor, bazı sonuçlara varıyor. Lenin’in deyişiyle “somut koşulların somut tahlili”. Gerçeği arayış yolculuğunun bu tarzında kişi hataya düşebilir. Ama istikamet doğru. Tökezlese de, düşse de, en nihayet gerçeğe erişir.

 

   Oysa öbür metinlerdeki ana doku, başarılmış devrimleri aşırı düzeyde emsal alma temasına dayanıyor, bundan dolayı yanılgılar içeriyor. Gerçeği arayış yolculuğunun bu istikametinde, başka coğrafyaların bedenine göre hazırlanmış elbiseyi kendi coğrafyasına giydirme, uysun diye de, bedeninin çıkıntılarını yontma girintilerini doldurma yaklaşımı ağırlıktadır. Hatta bu yaklaşım, kendi coğrafyasındadaki arayışın ufkunu sislendirme, bazı düşünsel örgülerin atılımını kısma etkisine dahi neden oluyordur.

 

Uluslararası komünist hareketin tutumu, gerçeği aşırı halde emsallerde arama yanılgısının ana etkenidir. Merkezi kurmay Komünist Enternasyonel’in çevre birimli komünist partilere aşırı müdahalesi uzaktan kumandayı çizgi haline getirdi, bedeni elbiseye uydurma yanılgısına birim komünistlerini düşüren bir siyasal kült yarattı. İşte bu olumsuz mirastan İbrahim de payını aldı, bahsi geçen yanılgılara düştü.

 

Ardıllarının, genç kuşağın ve gelecek kuşakların İbrahim’i İbrahimce öğrenmeleri dileğiyle…

@ 2025 Komunal Izlek - Dijital Bilgi ve Kütüphanesi

bottom of page